Babamın evini satıp parasını verdiği kardeşim diğer evden de pay alıyor ve annemin bana devrettiği hisseye dava açar mı?

Babam hayattayken Ankara’daki aile evimiz satıldı. Satış işlemleri kardeşim üzerinden yürütüldü ve satıştan elde edilen bedelin tamamı kardeşime bırakıldı. Kardeşim bu parayla kendine bir ev aldı ve yaklaşık 10 yıldır o evde oturmaktadır. Bu süreçte aile içinde açık bir mutabakat vardı: Ankara’daki evin bedeli kardeşime verilecek, buna karşılık annem ve babamın yaşadığı diğer ev ileride bana bırakılacaktı. Bu nedenle ben o dönemde herhangi bir hak veya pay talep etmedim. Ancak babamın vefatından sonra bu ikinci ev yasal miras kapsamında annem, ben ve kardeşim arasında paylaştırıldı. Kardeşim, daha önce Ankara’daki evin bedelinin tamamını almış olmasına ve yapılan aile içi anlaşmaya rağmen, bu evdeki miras payını da aldı ve bana devretmedi. Bu durumla birlikte hem ilk evin tüm bedelini almış hem de ikinci evde hissedar olmuştur. Annem, baştan beri yapılan bu anlaşmaya dayanarak kendi hissesini tapu devri yoluyla bana verdi. Ancak bu devir aile içi olduğu için banka üzerinden bir ödeme yapılmadı. Şu an tapuda paylı mülkiyet söz konusu ve kardeşim de hissedar durumda. Kardeşim şu an sessiz olmakla birlikte iyi niyetli değildir; annemin vefatı sonrasında bu taşınmazla ilgili hak iddiasında bulunacağını ve benimle hukuki süreç başlatacağını öngörüyorum. Bu süreçte benim güçlü bir şekilde durmam için beni haklı çıkaracak durumlar var mıdır? Ne yapabilirim? Bu durumda: 1. Geçmişte yapılan bu aile içi anlaşmaya ve benim o dönemde pay almamış olmama dayanarak kardeşime karşı hak talep edebilir miyim? 2. Kardeşimin hem ilk evin bedelini alıp hem de ikinci evde pay sahibi olması hukuken nasıl değerlendirilir? 3. Annemin bana yaptığı tapu devrinin banka kaydı olmadan yapılmış olması ileride benim aleyhime risk oluşturur mu? 4. Bu süreçte haklarımı korumak ve olası bir uyuşmazlığa karşı güçlü olmak adına şu aşamada hangi hukuki adımları atmam gerekir? O kadar zor ve çıkmaz bir durumdayım ki artık "Bırakayım ne olursa olsun, alsın hepsini." diyecek duruma geldim... Bu konuda destek olmanızı rica ediyorum; bu beni çok memnun ve mutlu edecektir, şimdiden teşekkür ederim.

Cevap

Mirasbırakan hayattayken aile arasında yapılan miras paylaşımına dair şifahi mutabakatların, resmi vasiyetname veya miras sözleşmesi şekline dönüştürülmediği müddetçe hukuki bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Babanın sağlığında evini satarak elde ettiği bedelin tamamını çocuklardan sadece birine vermesi, mülkiyetin doğrudan devri olmasa da hukuken sağlararası kazandırma ve elden bağışlama niteliği taşır. Bu durum, vefat sonrasında geride kalan terekenin (mirasın) paylaşımında mağdur olan mirasçıların yasal itiraz haklarını gündeme getirir.

Öte yandan, sağ kalan annenin kendisine ait tapu hissesini diğer çocuğuna bedelsiz olarak ve resmi banka kaydı olmaksızın devretmesi, tapuda bedelli bir satış işlemi olarak gösterilmişse görünürde bir hukuki sakatlık barındırır. İleride yaşanabilecek olası uyuşmazlıklarda bu durum, diğer yasal mirasçıların mülkiyete yönelik itirazlarına açık bir zemin oluşturur.

Kanuna/Mevzuata göre bu durumda süreç şu şekilde işler:

  • Babanın ilk evi satarak bedelini elden bir çocuğuna vermesi durumunda, bu paranın diğer mirasçılardan mal kaçırma kastıyla veya miras payına mahsuben verildiğinin ispatlanması halinde, denkleştirme (terekeye iade) veya yasal güvence altındaki hakların zedelenmesi gerekçesiyle tenkis (indirim) kuralları işletilebilir.

  • Kardeşin ilk evin bedelini almış olması, mirastan feragat sözleşmesi imzalamadığı sürece babadan kalan diğer yasal mirasından mahrum kalacağı anlamına gelmez; ikinci evdeki yasal miras payı kanun gereği aktif kalarak intikal eder.

  • Annenin yaptığı tapu devrinde ödeme dekontu bulunmaması ve işlemin gerçekte bağışken satış gibi gösterilmesi, annenin vefatı halinde işlemin muris muvazaası (mirastan mal kaçırma) kapsamında değerlendirilmesine ve yasal mirasçının tapu iptal ve tescil süreci başlatabilmesine olanak tanır.

  • Yapılan bedelsiz devirlerin gelecekteki muvazaa iddialarına karşı korunabilmesi için, tapudaki işlemlerin şeffaf bir şekilde resmi bağışlama veya taraflara maddi manevi bakım yükümlülüğü getiren ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi gerçek amaca uygun hukuki zeminlere oturtulması ispat açısından belirleyicidir.